Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)
info |

www.beyazrenkler.org

Yazılmamış Mektuplar - İSKENDERUN - Sena ŞAHİN -wwww.beyazrenkler.org

19 Ekim

Yazılmamış Mektuplar - İSKENDERUN - Sena ŞAHİN- www.beyazrenkler.org


 

İSKENDERUN
İskenderun'luyum ben... gidenler bilir... torosların uzantısını gördüğünüzde insanların kıyafetleri ve konuşmaları farklılaşır.. başka bir memlekete girdiğinizi sanarsınız...
bizim apartmana çıkarken hep bildiğim halde kapıların üzerindeki isimleri okumaktan hoşlanırım...
şahap amca'nın dairesi birinci kattadır... (aleviydi kendisi) tombul, uzun boyluydu... öldüğü gün yemek götürmüştüm evine... ve karısıyla birlikte ağlamıştım... çocuktum o zamanlar... hala o günü ve üzüntümü hatırlarım.. ki bu gün kırkıma bir var...


ikinci katta hikmet amca oturur.... (süryanidir kendisi) çocuklarım olduğunda oyuncak alarak tebriğe gelmişti... fazla vergi iade fişlerini anneme verirdi... büyük bir iyilik yapmanın hazzıyla ve sanki sır saklarmış gibi getiridi anneme fişleri... 'hocanım... ' der uzatırdı gülümseyerek...


onun üstünde biz varız... sunni müslüman... beş vakit namazlı, tesettürlü insanlar...
bizim üstümüzde can amca var... can atikoğlu... annesi kıbrıs rumlarından... babası suriye hıristiyanlarından... evlerine girerken ayakkabılarımı çıkartmamam için ısrar ederlerdi.. kendileri de ayakkabıyla dolaşırlardı evde.... ve genç kızken bile her gittiğimde hanımı kahve yapardı bana... ben de adam yerine konulmanın hoşnutluğuyla yudumlardım lezzetli, acı ve bol köpüklü siyah kahveyi....


onların üstünde de david amca ve karısı (sanırım adı mata idi) otururlardı... onlar da israil kurulduğunda evlerini satıp israil'e göçmüşlerdi destek olmak için... onlar bizimle pek ilişki kurmazlardı... yani hiçbir komşuyla... ama asla rahatsız da etmezlerdi... her karara mutabık olurlardı... ve bilirdim ki eğer bir gün zor durumda kalırsam onların kapısını çalabilirim....


güzeldir benim memleketim... biz farklıydık... ve birbirimizi severdik... gerçekten severdik... yanlış anlamayın... bu katlanmak zorunluluğundan doğan bir sevgi değildir... yaşayanlar bilir... farklılıklarımızı severdik....
lisede en yakın arkadaşım jaklin'di... jaklin benim kadar uzun ama çok zayıf bir kızdı... bir gün yağmur yağarken liseden çıktık ve jaklin'le birlikte koşmaya başladık.. ben O'na 'sen niye koşuyorsun ki jaklin? yağmur damlalarının sana isabet etmesi çok küçük bir ihtimal' demiştim... o kadar zayıftı.. eheheheh... ve bir gün yine kapının önünde bizi tartmak isteyen çocuğa 'git şuradan, şimdi ibre oynamayacak rezil olacağım' demişti ve çok gülmüştük...
ben bu memleketin insanıyım... belki bu havayı teneffüs ederek büyüdüğüm için, belki inancımın kazandırdığı bir hoşgörü bilemem severim insanları...


farklı insanları merak ederim... kimseye benim gibi düşüneceksin diye dayatmam.. bu çok ayıptır bizim orada... en başta dinimdeki 'la ikrahe fi'din' hükmü sebebiyle herkesi olduğu gibi kabul etmek şiarımdır...
aynı hoşgörüyü görmek isterim diğer insanlardan... görmediğim zaman sanki bu apartman başıma yıkılır...
sanırım ki hikmet amca çocuklara getirdiği oyuncakları öfkeyle elimden çekip alıyor... sanırım ki şahap amca mezarından kalkıp getirdiğim yemeği 'sen müslümansın! ' diyerek başımdan aşağıya döküyor... sanırım ki david amca beni arkamdan vuruyor... sanırım ki can amca bana ikram ettiği kahvenin içine meğer siyanür koymuş....
yapmayın, neye inanıyorsanız onun aşkına yapmayın... beni sevin... ben müslümanım... ve sizi Allah yarattığı için seviyorum... ben yaratılmışı Yaratan'dan ötürü seven bir kültürün çocuğuyum.... kavga ettiğim çocuğa attığım dayağın aynını annemden 'onlar azınlık.. daha dikkat etmelisin' diye yemişim ben... ve şehitleri askerleri BEN doğururum.... kınalarım askere yollarken... VATAN'IMA KURBAN OLSUN diye... ona vatan sevgisini ben öğrettim... vatana ihanet eden bir evladı da reddederim... çünkü ben müslümanım.... kurban ettiğim evladı düşman ilan etmeyin müslüman diye.... düşman olarak gördüğünüz elin nereden uzandığına dikkat edin...

SEVGİLER HEPİNİZE....
http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php? p=35365#post35365

PKK PEŞMERGELEŞİYOR!.. www.beyazrenkler.org

PKK PEŞMERGELEŞİYOR!.. www.beyazrenkler.org
Peşmerge Rüstem ve Hülâgû
NATIONAL GEOGRAPHIC France dergisinin Ocak 2006 nüshasında Amerikalı bir gazetecinin, güneyimizde kurulan Kürdistanla ilgili uzun yazısını okuyoruz: Yazıda, o bölgenin taçsız kralı General Rüstem Hamid Rahim'den bahsediliyor. Yazar onun için "Bu kaotik krallığın savaş senyörü General Rüstem Hamid Rahim'dir" diyor.[1]

[1] Sf: 48
Rüstem 1990'ların ortalarında ağır yaralanmış, Peşmergeler tarafından Almanya'ya tedaviye gönderilmiş, tedavisi bir sene sürmüş. Dönüşte hastahaneden çıkarken bir takım sorulara yazılı olarak cevap vermesi istenmiş. Birinci soru: Önceki mesleğiniz? Generallik... İkinci soru uzmanlıkla ilgili imiş. Buna da: "Düşmanlarımı öldürmek" cevabını vermiş.
Amerikalı gazeteci General Rüstem'i yakından tanımak fırsatını bulmuş. Devamlı olarak muazzam miktarda (énormes quantités) alkol alıyormuş. Uzun bir akşam ziyafetinde tek başına bir şişe viski ve yarım düzine bira şişesini midesine boşaltıyormuş!



Peşmerge Generalin dikkat çeken özelliklerinden biri de şu:
"Bana, kahraman ve modelinin Hülâgû olduğunu itiraf etti. Cengiz Han'ın torunu olan Hülâgû, 1258'de Bağdad'ı yağmalatmış ve 800.000 Arabın katlini emr etmişti."

Biz Müslümanları, General Rüstem'in bu sözleri çok yakından ilgilendirmektedir. Çünkü onun "800 bin Arap" dediği nüfus aslında Müslümanlardır. Zaten o tarihte Bağdad'ta çok sayıda Arap asıllı olmayan Müslüman da yaşamaktaydı.

Rüstem Hamid Rahim... Bu bir Müslüman ismidir. Peki bir Müslüman nasıl olur da, tarihin en büyük Müslüman katilini kendisine kahraman ve model olarak kabul edebilir? Çünkü O Yahudi kökenli bir peşmergedir.

Güneyimizde bağımsız bir Kürdistan'ın kurulması İsrail'in ve dünya siyonizminin işi ve eseridir. Yahudiler asırlar boyunca, içlerinde yaşadıkları toplumların dinlerini ve kimliklerini yalancıktan benimsemişler ve sivrilerek köşe başlarını ele geçirmişlerdir.



Bundan yüz sene öncesine kadar Kürdistan'da, Musevî kimliklerini koruyan Yahudiler olduğu iyi bilinmektedir. Şu anda bunlar kaybolmuşlardır? Nereye gittiler. İsrail'e mi? Yoksa bir kısmı arada kimlik değiştirerek (tabiî ki, yalancıktan) hâkim halk faktörünün arasına mı karıştı? Zaman zaman internet sitelerinde Kürt istiklâl hareketi ile ilgili bazı şahsiyetlerin Yahudi kökenli olduğuna dair yazılar okuyorum. Bunları ceffelkalem reddetmek doğru olmaz. Kaynak gösteriyorlarsa dikkate almak, araştırmak gerekir.
İsrail ve onun Evangelist dostları (Bütün Hıristiyanları kasd etmiyorum, İsrail'i Yahudilerden fazla seven ve destekleyen agresif Evangelist kiliseleri kasd ediyorum) Ortadoğu'daki bütün Müslüman ülkeleri parçalamaya karar vermişlerdir. Irak işgal edilmiş ve parçalanmıştır. Orada Kürtler, Sünnî Araplar, Şiî Araplar birbirlerine düşman edilmiştir. İsrail ve Evangelist Amerikan rejimi İran'ı parçalama planlarını çoktan yapmıştır. Ankara'daki birtakım kişiler "Bush beni çok seviyor, son ziyafette bana çok iltifat etti, kendi eliyle bana bonbon verdi..." gibi konuşmalar yapadursunlar, maalesef Türkiye'nin de parçalanma planları hazırdır, hatta bunların bir kısmı tatbikata geçirilmiştir.



Yahudi kökenli peşmerge Generali Rüstem'in "BENİM KAHRAMANIM VE MODELİM CENGİZ HAN'IN TORUNU HÜLAGÛ HAN'DIR. BAĞDAT'I YAĞMALATMIŞ VE 800 BİN ARABIN KATLİNE EMİR VERMİŞTİR" cümlesi, Türkiye'yi kendisine getirmelidir.



Çünkü, 800 bin Arap veya Müslüman katilini kendisine kahraman ve model olarak kabul eden bir kişi Müslüman olamaz ve zaten yahudidir.
Ey akıl sahipleri! Düşünün, aklınızı çalıştırın...



Yarın, Türkiye ile Rüstem kuvvetleri arasında savaş olursa bu İsrail destekli peşmergeler kahramanları ve modelleri Hülâgû Han gibi, Müslümanları öldüreceklerdir.[1] Ve zaten 100 bin peşmerge, Türkiye'ye karşı kullanılmak üzere eğitilmektedir. Ve işte ABD ve AKP'nin PKK ile ortak mücadelesi PKK'yı peşmergeleştirmeye yöneliktir.



Çağdaş Hülâgû Miloseviç'in ölümü nasıl yorumlanmalı?

On yıl önce sona eren savaşta, Bosna Hersek'te, 250 bin kişi öldürülmüş bir o kadarı da sakat kalmıştı. Savaş Dünya kamuoyuna Yugoslavya'daki bir iç çatışma olarak gösterilmeye çalışılmıştı. Hâlbuki bu savaş: Bizzat egemen güçler tarafından desteklenip yeni dünya düzenlerine uygun bir Yugoslavya haritası ortaya koymak ve Avrupa'nın ortasındaki Müslüman varlığını bitirmek için yapılmıştı. Bu savaşın en büyük suçlusu Miloseviç'ti fakat Miloseviç bu projenin en büyüğü değildi. Bu projenin en büyüğü: Miloseviç'e de Eski Yugoslavya'nın dağılacağını söyleyen ve pastadan en büyük payı alabilmesi için onu destekleyen, hayallerinde kendilerine yeni bir dünya kuran emperyalistlerdi. Miloseviç de onların en büyük piyonuydu.



Miloseviç, zaten yaptığı her şeyi bu egemen güçlerden destek alarak yapmıştı, bu yüzden de korunacağını düşünüyor olmalıydı ama Lahey'den bir türlü çıkamadı.


Artık Lahey'de durmaktan sıkılan ve oradan kurtulmak isteyen Miloseviç bu isteğini dillendirmiş ve hatta birilerine (Siyonist patronlarına) "Serbest kalmazsam sizi ve sırlarınızı ifşa ederim" demiş olabilir mi? Bunun üzerine tarihte de çok defa şahit olduğumuz gibi kamuoyuna onun öldüğünü söyleyip ardından da ona verilen yeni bir kimlik ve yeni bir yüzle Güney Afrika'da ya da başka bir yerde yaşamasına izin verilmiş olabilir mi?


Ya da Miloseviç'in, sırlarının açığa çıkmamasını isteyen birileri tarafından öldürüldüğü düşünülemez mi?



Nitekim Miloseviç'ten on beş gün kadar önce, canilikte Miloseviç'ten daha aşağı bir mertebede olmayan Milan Babiç de intihar etmişti. (Ya da ettirilmişti) Babiç: Savaş esnasında bugün Hırvatistan bölgesinde kalan Sırpların lideriydi ve savaşta birçok infaz emri vermişti.



Bundan yaklaşık beş yıl önce de Arkan lakaplı Jeliko Rajatoviç kimler tarafından düzenlendiği belli olmayan bir baskın sonucu kendi otelinde öldürülmüştü. Arkan da: Bosna'da on binlerce sivilin katledilmesi emrini veren Sırp paramiliter grubunun lideriydi.



Bütün bu ölümleri yan yana koyduğumuzda ve özellikle de Babiç ile Miloseviç'in çok yakın zamanlarda ölmüş olmaları akıllara gelen "öldürüldüler mi" sorusunu belki de kuvvetlendiriyor.
Lahey Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde, Eski Yugoslavya'da işlenen insanlık suçlarına dair zanlıların yargılandığı bu mahkemede, suçluların konuşması; Bosna'da insanlık suçlarının işlendiğini hatta bir soykırım yapıldığını tescilleyecekti. Ama yaşayan en büyük tanıklar (deliller) birer birer ölüyorlar. Hem de asıl öneme haiz bulunan kişiler, emir verenler... Emir verenler öldükten sonra emri uygulayanların aslında pek bir önemi kalmıyor.

Emri verenlerin ölmesi Lahey'deki bu mahkemenin düşmesine yönelik bir çalışma olabilir mi? O kadar çok soru var ki akla gelen ama en hazini belki de Miloseviç'in en fazla gerektiği dönemde ölmüş olması.
Müslümanlar ferasetli olmalı; meseleleri, çok ince nüansları bile kaçırmadan takip etmeli. Miloseviç'in ölümü de bu minvalde yorumlanmalı. Her ne kadar siyasi açıdan bu yorumlar çok mühim olsa da, Bosna'nın geleceği bakımından Lahey'deki bu dava çok önemli olsa da Miloseviç kaçırıldı, öldü veya öldürüldü...



Ne diyebiliriz ki: "Zalimler için yaşasın Cehennem!"[2]


Hesaplaşma (mı?)

Kabul edelim ki Şemdinli iddianamesi ortalığı hem karıştırdı, hem de renklendirdi. Mesela savcının "devlet içinde gizli yapılanmalar"la ilgili III. Selim'e kadar gitmesi son derece dikkat çekiciydi. İsmi açıklanmayan bir askeri kaynağa göre bu hatırlatma anlamlıymış: "Çünkü III. Selim döneminde Yeniçeri Ocağı'na alternatif olarak Nizam-ı Cedid adıyla yeni bir silahlı kuvvet kurulmuştur. Bir de o dönemde uygulananları aynen uygularız gibi bir gözdağı mı verilmek isteniyor?"[3] Haberde bu değerlendirmeyi yapan kaynağın Jandarma Genel Komutanlığı olduğu da vurgulanıyor.

Bunlar ucu açık ve tehlikeli tartışmalar. Ancak öyle görünüyor ki Türkiye'nin kendi tarihiyle hesaplaşmasından daha fazla kaçacak takati de kalmadı. 28 Şubat döneminde "ordu-emniyet" üzerinden başlatılan tartışmanın bugün ulaştığı nokta düşündürücüdür. "Yargıyla ordu ya da hükümetle filanca kurum arasında gerilim isteniyor" diyenler, biraz geç kalmış görünüyor.
Bu arada son derece önemli bir başka gelişme oldu ve Lahey'deki Savaş Suçluları Mahkemesi'nde dört yıldır yargılanan Miloseviç, hücresinde ölü bulundu. Bu gelişmenin yaşadığımız coğrafyadan bağımsız olduğunu düşünenlere buradan seslenelim.



Bu ölüm ki en kötü ihtimalle bilinçli bir ihmalin sonucudur, küresel gücün önemli bir mesajıdır. Hadisenin eski Yugoslavya topraklarında üreteceği sonuçlar olacaktır. Ancak asıl önemli olan, "küresel adalet"in şimdilerde bağımsızlık için çırpınanlara verdiği mesajdır. Bunu anlamak için, "sistem"in onu bize hangi etiketlerle sunduğu, Yugoslavya'nın nasıl parçalandığı ve bu süreçte hangi aktörlerin rol oynadığı üzerinde yeniden durmak gerekiyor. Bu değerlendirmeye mesela Miloseviç'in daha mahkemenin başında söylediği "Bizden sonra (parçalanma sırası) sıra Kemal'in ülkesinde" (yani Türkiye'de) sözleri üzerinden başlayabiliriz Yoksa memleketimizde birdenbire açılan "savaş suçluları" başlıklı pankartların ne olduğunu anlamak mümkün olmaz.



Sözü tarihten açmıştık, öyle devam edelim. Bu tartışmalara başka bir katkı sunmak için şöyle bir geçtiğimiz yüzyılın başlarına uzanalım: "1917'de II. Wilhelm'in İstanbul'da yaptığı ziyarete ait bir fotoğraf vardır. Fotoğrafta Kayzer'in karşısında hazırol vaziyette durup onu dinleyen kişi Osmanlı Devleti'nin Harbiye Nazırı ve başkumandan Vekili Enver Paşa'dır. Liman von Sanders dahil tüm Alman komutanların ‘gözü pek ve cahil' diye niteledikleri Enver Paşa, Almanların Şark'taki sarsılmaz müttefikidir. Ülkeyi Birinci Büyük Savaş'a, kabine üyelerinin çoğunun haberi olmaksızın sokan triumvira'nın başında o vardı."[4]


Aradan geçen bunca zaman ve eşiğinde korkuyla beklediğimiz yeni bir savaş. Kim kimi nereye isterse oraya oturtabilir ya da benzetebilir. Belirsizliğin ve tedirginliğin o günkünden daha az olduğunu kim söyleyebilir ki. Ama asıl soru şu: Daha seksen küsur yaşındaki bir cumhuriyet, neden hep kendi geçmişindeki "çöküş"ün tartışmalarını bugüne taşıma ihtiyacı hissediyor? Bunun cevabı var aslında. Sözgelimi "Medrese cehaleti bilime karşı" diye başlık atarak AKP'nin Milli Eğitim Bakanı'nı "medrese" safına koyanlar, onu "bilim düşmanı" ilan ediyor.[5]



Ne medresede okutulanlara İnce'nin aklı yeter, ne de zannettiği gibi AKP böyle bir saflaşmada "bilim"in karşısında yer alır. Hatta birlikte, aradan geçen bunca zamana rağmen "çöken" medreseyi niçin muhatap almak zorunda kaldıklarını bile konuşabilirler.



Artık anlaşırlar mı, ağlaşırlar mı onu bilemeyiz.[6]


Miloseviç deyince, Kuduz Köpekleri ve Yerli örneklerini hatırlıyoruz:
Kuduz Köpek Sendromu!

Kuduz köpek kapıya bağlanmaz!
Çünkü kuduz köpeğin kimi ısıracağı belli olmaz!
Önüne kim çıkarsa ısırmaya çalışır!
Adeta beyninin taa içine kadar işlemiş kuduz mikrobunu herkese bulaştırmak ister gibidir.
"Madem ben kuduz oldum, öyleyse herkes kudursun" der gibidir.
Kuduz köpeğe karşı yapılacak tek şey vardır.
Kafasına bir kurşun sıkarak onu yok etmek!
Bu nedenle de kuduz köpeğe kızmanın, öfkelenmenin, bağırıp çağırmanın bir yararı yoktur!
Eğer kızılması gereken biri ya da birileri varsa, o da kuduz köpeği serbest bırakan ve sahip çıkan kimselerdir.
"Hazır bir kuduz köpek bulduk, kaç kişi ısırttırsak kârdır" diye düşünenler aslında büyük yanılgı içindedir.
Bugün kuduz köpeğe birkaç hasmınızı ısırttırabilirsiniz ama yarın aynı kuduz köpek sizin de katiliniz olabilir!...[7]


Türkiye'nin en stratejik bölgesi peşkeş mi çekiliyor?

Suriye ve Irak sınırındaki 6 ilde yapılacak mayın temizliği işi ihale şartları, İsrail'in iştahını kabartacak nitelikte



Türkiye'deki ‘Golan'a dikkat!..


Suriye ve Irak sınırındaki 6 ilde mayın temizleme işini yapacak firmaya temizlediği arazinin 49 yıllığına kiralanacak olması; geçtiğimiz yıllarda Manavgat nehrinin suyunun satışı görüşmelerinde AKP hükümetine resmi olarak ‘kibbutz' teklifi getiren İsrail için ‘arazi' üretiliyor iddiasını gündeme taşıdı.



Ottowa Anlaşması olarak bilinen Mayın Yasaklama Antlaşması'na 3 yıl önce imza atan Türkiye'de, Suriye ve Irak sınırındaki 6 ilde mayın temizleme için yapılacak ihalelerin şartnamesindeki ilginç ‘şartlar' gözleri İsrail'e çevirdi. Mayın temizleme işini yapacak firmaya temizlediği arazinin 49 yıllığına kiralanacak olması; geçtiğimiz yıllarda Manavgat nehrinin suyunun satışı görüşmelerinde AKP hükümetine resmi olarak ‘kibbutz' teklifi getiren İsrail için ‘arazi' üretiliyor iddiasını gündeme taşıdı. İsrail, eskiden beri GAP bölgesinde organik tarım yapma gerekçesiyle Yahudi ailelerini kibbutz denen çiftliklere yerleştirmeyi planlıyor. İsrail'in devlet oluşum süreci de bu, kibbutzlarla başlamıştı.



Türkiye 2003 yılında uluslararası mayın yasaklama anlaşmasına imza attıktan sonra stoklarındaki 2 milyon 973 bin 481 mayının 2008 yılına kadar imhasını, sınırlarda gömülü bulunan 920 bin 80 adet mayının ise 2014 yılına kadar temizlenmesini kabul etti. Buna göre, Türkiye-Suriye sınırında 615 bin 449 adet gömülü mayın var. 519 kilometre uzunluğu olan sınırda, mayınlanmış alanın genişliği ise 306 milyon metrekare. İsrail, mayın temizleme işini alırsa, bu bölgeyi İsrail, verimli toprakları tıpkı işgal ettiği Suriye'nin Golan Tepesi'ndeki araziler gibi tarım arazisi ve besin deposu haline getirebilecek.



Süreç gizli başlayınca...

Mayınların temizlenmesi ile ilgili süreci başlatan AKP hükümeti, buna ilişkin aldığı kararı gizli tuttu. Konuyu Bakanlar Kurulu gündemine taşıyan AKP hükümeti, 27/06/2005 tarihli ve 2005/9076 Sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile, mayın temizliği için düğmeye bastı. Ancak alınan karar, kamuoyuna açıklanmadığı gibi Resmi Gazete'de de yayınlanmadı. Bunun için de mayın temizliği işinin kimler tarafından nasıl ve hangi şartlarda yapılacağı, kamuoyu tarafından öğrenilemedi.



İsrail'in Kibbutz projesi

Öte yandan araziyi mayından temizleyecek firmanın 49 yıllığına kiralanmasının şartnameye konulması ve yabancı firmaların ihaleye girmesine izin verilmesi, gözleri İsrail'e çevirdi. Çünkü GAP bölgesinde yıllardır organik tarım yapma bahanesiyle bölgeye yerleşmeyi bazen resmi olarak bazen de gayri resmi yollardan gündeme getiren İsrail, en son AKP Manavgat nehrinin suyunun satışı görüşmelerinde bölgede Yahudi çiftçilerin kalabileceği ‘kibbutz'lar için arazi istemişti. Ancak bu istek kamuoyuna duyurulmamıştı. Gül'ün son İsrail ziyaretinde de bu konu gündeme getirilmişti.
Bu istekler unutulmadan GAP bölgesindeki illerde çıkılan ihaleler, akıllara bu kibbutz projesini getirdi. Gizliden gizliye İsrail'in Avrupalı şirketler aracılığıyla bu ihalelere girdiği veya girmeye çalıştığına ilişkin duyumlar ise, endişeleri iyice artırdı. Çünkü Fırat nehrine kadar olan toprakları vaat edilmiş toprak statüsünde gördüğü için bir şekilde bu bölgeye yerleşmeye çalışan İsrail'in bu tür fırsatları kaçırmayacağına dikkat çekiliyor. Öte yandan Kibbutz, kolektif çiftlik anlamına geliyor. İsrail devleti kurulmadan önce bu kibutzlarla Filistin'e yerleşen Yahudiler, kiraladıkları bu arazileri zaman içerisinde baskıyla ve yüksek miktarlardaki paralarla satın aldılar. Böylece İsrail devletinin alt yapısını oluşturdular. Kibbutzlar, asgari 100 dönüm arazi üzerine kuruluyor.
Eski vali'nin endişesi
Sınır bölgesinde mayın temizliği yapılacak illerden Kilis'in eski Valisi Aslan Kütük de, kısa süre önce bu konuya dikkat çekmiş ve şu önemli açıklamaları yapmıştı: "Bölgenin temizliğinin yabancı şirketlere verilmesi için ihaleler başladı. İsrail firması gelecek, burnumuzun dibinde genetik deneme çiftlikleri kuracak. Hem topraklarımızı kirletmelerine izin vereceğiz, hem de denetimi kaçıracağız. Arazilerin başka ülke şirketine tahsisi girişimini, ülkem yararına değil, zararına görüyorum. Milli menfaatlerimize aykırı buluyorum. Böyle bir şey olamaz. Dünyanın hangi yerinde yabancı bir şirket böyle bir işi yapmış ki. Bu iş yerli firma eliyle yapılmalı, kullanım hakkı da mutlaka Türk vatandaşlarına verilmeli."


SP'de uyarmıştı

Konuyu ilk kez gündeme getiren Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan ise, yabancı firmaların ihaleye girmesinin önemine işaret ederek, "Özellikle ihale şartnamesinde bu topraklarda organik tarımsal faaliyet yapılacağı hususuna yer verilmesi, organik tarımsal faaliyetlerde ise İsrail'in çok mahir olduğunun bilinmesi, şayet bu ihaleler İsrail firmalarına verilirse kırkı dokuz yıl dahi geçmeden - bu topraklar BOP veya AB'nin baskıları sonucu ya Büyük İsrail'in toprakları arasına katılır veya zaman zaman bazı Batı ülkelerinin çizdiği haritalarda görüldüğü gibi Türkiye'den koparılmak istenen bir çerçeve içinde kullanılıp vatanımızın parçalanma yolu açılmış olur" uyarısında bulunmuştu.



Ziraat Odaları Bölge Başkanı Halil Dolap: "Temizlenen arazi halka verilmelidir"
Türkiye ile Suriye Arap Cumhuriyeti sınırında bulunan mayınlı arazilerin ekonomiye kazandırılması için başlatılan çalışmalara destek veren bölge çiftçisi, arazilerin çiftçilere verilmesini istiyor. Ziraat Odaları Bölge Başkanı Halil Dolap, 180 bin dekar arazinin bölgedeki 20 bin aileye geçim kapısı olacağını söyledi. Mayınlı arazilerin temizlenmesi için başlatılan ihale hazırlıklarını olumlu bulduklarını, ancak temizlik çalışması yapan firmalara arazilerin verilecek olmasını doğru bulmadıklarını belirten Bölge Ziraat Odası Başkanı Halil Dolap, "Mayın temizliği için ihale olması doğru. Ancak mayından temizlenen arazilerin firmalara değil de bölge insanına verilmesini istiyoruz. Bizim bölgemiz olan Şırnak, Mardin ve Şanlıurfa'da güvenlik bandıyla birlikte yaklaşık 180 bin dekar arazi bulunuyor. Bu arazilerin oluşturulacak kooperatiflerle bölge insanına sözleşmeli olarak verilmesi gerekir. Şayet böyle olursa bölgede 20 bin aileye geçim kaynağı sağlanır" dedi.[8]

[1] Milli Gazete / 11 Mart 2006 / M. Şevket Eygi
[2] Milli Gazete / 13 Mart 2006 / M. Yahya Coşkun
[3] Hürriyet / 12 Mart 2006
[4] Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfuzu, İlber Ortaylı, Kaynak Yayınları, sayfa: 133
[5] Hürriyet / 12 Mart 2006 / Özdemir İnce
[6] Milli Gazete / 13 Mart 2006 / Nasuhi Güngör
[7] Milli Gazete / 11 Mart 2006 / Zeki Ceyhan
[8] Milli Gazete / 28 Şubat 2006
.bl {background: url(http://www.millicozum.com/components.../images/bl.gif) 0 100% no-repeat #eeeeee; } .br {background: url(http://www.millicozum.com/components.../images/br.gif) 100% 100% no-repeat} .tl {background: url(http://www.millicozum.com/components.../images/tl.gif) 0 0 no-repeat} .tr {background: url(http://www.millicozum.com/components.../images/tr.gif) 100% 0 no-repeat; padding:10px} .clear {font-size: 1px; height: 1px} Yazar Milli Çözüm Araştırma Ekibi
__________________
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Lütfen sitemizden aldığınız tüm konuları KAYNAK gösteriniz...
 
http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=8185
msn resmi ya
Ne zaman öleceğimiz önemli değildir, önemli olan nasıl ve nerede öleceğimizdir
Şamil BASAYEV

'Zoru hemen başarırız, imkansız ise biraz zaman alır'<O>



TÜRK BİRLİĞİNE İNANIYORUM, ONU GÖRÜYORUM!. GAZİ MUSTAFA KEMAL

Efsanevi Türk Tankı(Kıbrıs barış harekâtı 1974)- www.beyazrenkler.org

turkiye Efsanevi Türk Tankı(Kıbrıs barış harekâtı 1974)

Efsanevi Türk Tankı(Kıbrıs barış harekâtı 1974)
Efsanevi Türk Tankı(Kıbrıs barış harekâtı 1974) Belki duymussunuzdur 1974 Kıbrıs Barıs Harekatı zamanında bir Türk tankının

Efsanevi Türk Tankı(Kıbrıs barış harekâtı 1974) zirvesine kadar tırmanıp orada kaldığı bahsedilir.Resmini görmeyenler hep onun bir savaş efsanesi olduğunu sanır.Ama bu gerçektir ve bir de hikayesi vardır;

Önce hikayesi;

Girne Beşparmak dağlarının üzerinde bu savaştan kalma, Türk Ordusu'nun tankı hâlâ hayretle seyredilmektedir. Dünya savaş tarihinin ibret dolu bir tablosudur bu.

Bu tankı buraya çıkaran, onbaşı Gürler ERDAĞ, Er Abdulkadir KURT, Er Recep Doğan YİĞİT'tir.

Birliğin komutanı, tankın sürücüsü kahraman askere;

- Evladım bu tankı buraya nasıl çıkardın? diye sorunca.

Asker;

- Komutanım, o anda gözlerimin önünde engelsiz dümdüz bir yol göründü. Rumlar kaçıyordu, ateş ede ede buraya öyle çıktım.

Komutan mehmetçiğe emreder.

- Tankı indir.

Er cevap verir.

- O yolu görmeden nasıl indireyim komutanım.

Tank hâlâ o dağın zirvesinde durmaktadır. Dünya durdukça da duracaktır. (Resimde görüldüğü gibi) Bu bir destandır. Dilden dile, gönülden gönüle ulaştırılacak bir destandır. Selam olsun bu destanı yazanlara. Selam olsun bu destan yazılırken can verenlere.

20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nda biz bu vatanı; canlar vere vere, kara günler göre göre kurtardık.

Selam olsun.

K.K.T.C. semalarında dalgalanan anavatan ve yavru vatan bayraklarına...!





__________________
__________________
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Lütfen sitemizden aldığınız tüm konuları KAYNAK gösteriniz...
 
http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=632

Ne zaman öleceğimiz önemli değildir, önemli olan nasıl ve nerede öleceğimizdir
Şamil BASAYEV


'Zoru hemen başarırız, imkansız ise biraz zaman alır'<O>



TÜRK BİRLİĞİNE İNANIYORUM, ONU GÖRÜYORUM!. GAZİ MUSTAFA KEMAL

1926 tarihli Ankara Anlaşması http://www.beyazrenkler.org



1926 tarihli Ankara Anlaşması http://www.beyazrenkler.org
Türkiye, İngiltere ve Irak Hükümetleri Beyninde Ankara'da Münakit Hudud ve Münasebatı Hasenei Hemcivari Muahedenamesi
Andlaşmanın İmza yer ve tarihi : Ankara, 5 Haziran 1926
Onay Kanununun tarih ve sayısı : 7 Haziran 1926, Sayı 911
Resmi Ceride ile neşir ve ilânı : 18 Temmuz 1926, sayı 424
D Ü S T U R : lll. tertip, Cild 7, Sahife 1642

ONAY KANUNU

Madde 1. Türkiye, İngiltere ve Irak Hükûmetleri arasında Ankara'da 5 Haziran 1926 tarihinde İmza olunan Hudud ve Münasebatı Hasenei Hemcivari Muahedesi Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik olunmuştur.
Madde 2. İşbu muahedenin icrayı ahkâmına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
TÜRKIYE, INGILTERE VE IRAK HÜKÜMETLERI BEYNINDE ANKARA'DA 5 HAZIRAN 1926 TARIHINDE MÜNAKIT HUDUT VE MÜNASEBATI HASENEI HEMCIVARI MUAHEDENAMESI

Bir taraftan

Türkiye Reisicumhuru Hazretleri

Ve diğer taraftan

Haşmetlû Büyük Britanya ve İrlanda Kıraliyeti Müttehidesi, Mâverayı Ebhar Britanya arazisi Kıralı ve Hindistan İmparatoru hazretleri ve haşmetlû Irak Kıralı hazretleri.

Lozan'da imza edilen 24 temmuz 1923 tarihli muahedenin Türkiye ile Irak arasındaki hududun tâyini hakkındaki ahkâmını derpiş ederek Irakı müstakil bir devlet ve kendisiyle İngiltere arasında münakit 10 Teşrinievvel 1922 ve 13 kânunusani 1926 tarihli muahedelerden münbais münesabatı mahsusayı tanıyarak hudut mıntıkasında aralarındaki âhenk ve hüsnü amizişi ihlâl edebilecek her gûna hadisatı bertaraf etmek arzusiyle
Bu bapta bir muahede akdine karar vermişler ve berveçhizir murahhaslarını tâyin etmişlerdir: şöyle ki:

Türkiye Cumhuriyeti Reisi Hazretleri:

İzmir Mebusu ve Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekili Dr. Tevfik Rüştü Beyefendi Hazretleri. Haşmetlû Büyük Britanya ve Irlanda Kıraliyeti Müttehidesi Mâverayı Ebhar Britanya arazisi Kıralı ve Hindistan Imparatoru Hazretleri.

Haşmetlû Britanya Kıralı Hazretlerinin Türkiye Cumhuriyeti nezdinde fevkalâde sefir ve murahhası asaletlû Sir Ronald Charles Lindzey. K.C.M.G., C.B.C.V.O. Hazretleri.

Haşmetlû Irak Kıralı Hazretleri.

Irak Müdafaai Milliye Vekil Vekili Miralay Nuri Sait, S.M.J.D.S.O. Hazretleri.
Müşarünileyhim yolunda ve muntazam bulunan salâhiyetnamelerini tebliğettikten sonra ahkâmı âtiyeyi kararlaştırmışlardır:

BIRINCI FASIL

Türkiye ile Irak arasındaki hudut
Madde 1: Türkiye ile Irak arasındaki hudut Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir.

Madde 2: Son fıkrası saklı kalmak üzere 1. maddede tesbit edilmiş hudut bu antlaşmaya bağlı 1/250000 ölçekli harita üzerinde gösterilmiştir. Metin ile harita arasında aykırılık vukuunda metin geçerli olacaktır.

Madde 3: 1. maddede tasrih edilen hudut hattını arazi üzerinde belirlemek üzere bir “Hudut Komisyonu” kurulacak, bu komisyon Türkiye Hükûmetince tayin olunacak iki yetkili ve İngiltere ile Irak hükûmetleri tarafından beraberce tayin edilecek iki temsilci ile uygun gördüğü takdirde İsviçre Cumhurbaşkanınca İsviçre vatandaşları arasından seçilecek bir başkandan oluşacaktır. Komisyon en kısa sürede ve en geç bu antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde toplanacak ve çoğunluğun alacağı karara bütün tarafların uyması mecburî olacaktır.

Tahdid-i Hudut Komisyonu her durumda bu antlaşmadaki tarifleri pek yakından takibe gayret edecek, komisyonun masrafları Türkiye ile Irak arasında eşit olarak taksim olunacaktır. İlgili devletler komisyonun vazifesini yapabilmesi için gerekli yerleşme, işçi, malzeme ile ilgili bütün mevzularda gerek doğrudan doğruya gerekse mahallî makamlar eliyle yardım etmeyi taahhüt ederler.

Söz konusu devletler bundan başka komisyonca konulacak nirengi noktalarına, hudut işaretlerine kazık ve alâmetlere riayet etmeyi taahhüt ederler.

Hudut işaretleri birinden diğeri görülebilecek surette yerleştirilecek ve üzerlerine numara konulacaktır. Bunların mevkileri ile numaraları bir harita üzerinde gösterilecektir.

Hudut belirleme kesin zabıtnamesi.; ve buna ekli harita ve vesikalar üç nüsha olarak tanzim edilecek ve bunlardan ikisi hemhudut devletlerin hükûmetlerine ve üçüncüsü, aslına uygun tastiklenmiş suretleri Lozan Antlaşması’na imza koyan devletlere tebliğ edilmek üzere, Fransa Hükûmeti’ne verilecektir.

Madde 4: 1. madde mucibince Irak’a terkedilen arazideki ahâlînin tabiiyyeti Lozan Antlaşması’nın 30-36. maddelerine dayanılarak halledilecektir.

Taraflar Lozan Antlaşması’nın 31, 32 ve 34. maddelerinde kayıtlı, seçme hakkının bu antlaşmanın yürürlüğe konulduğu tarihten başlayarak on iki ay müddetle geçerli olabileceğini kararlaştırmışlardır.

Bununla beraber Türkiye, ahâlîden seçme haklarını Türkiye uyruğu için kullananların işbu haklarını tanımak hususunda hareket serbestisini muhafaza eder.

Madde 5: Taraflardan herbiri 1. maddede belirlenen sınır hattının kesin ve bozulmaz olduğunu kabul ederek bunu değiştirmeye matuf her türlü teşebbüsten sakınmayı taahhüd eder.
IKINCI FASIL
Madde 6: Taraflar bir veya birkaç silahlı kişinin sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak maksadıyla girişecekleri hazırlıklara, sahip oldukları bütün vasıtalarla karşı koymayı ve bunların sınırdan geçmelerine mani olmayı karşılıklı olarak taahhüd ederler.

Madde 7: 11.maddede zikredilen yetkili memurlar sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak için bir veya birkaç silahlı kişinin hazırlıklarda bulunduklarını haber aldıklarında ihmal etmeden birbirlerini haberdar edeceklerdir.

Madde 8: 11.maddede zikredilen yetkili memurlar, bulundukları yerlerde yapılmış olabilecek bütün yağmacılık ve haydutluk fiillerinden karşılıklı olarak birbirlerine haber vereceklerdir.

Haberdar edilecek memurlar ellerindeki bütün vasıtalarla söz konusu fiillerin fâillerinin sınırdan geçmelerine mani olmaya gayret edeceklerdir.

Madde 9: Silahlı bir veya birkaç kişi sınır mıntıkasında bir cinayet veya cürüm işledikten sonra diğer sınır mıntıkasına ilticâ ederse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburîdir.

Madde 10: Antlaşmanın işbu faslının tatbik mıntıkası Türkiye’yi Irak’dan ayıran bütün sınır ile bu sınırın iki yanında 75 km. derinliğinde bulunan mıntıkadır.

Madde 11: Antlaşmanın işbu faslını tatbik etmekle görevli yetkili memurlar şunlardır: Umumî işbirliğini tanzim ve alınacak tedbirlerin mesuliyeti kendilerinde olmak üzere; Türkiye tarafından askerî sınır kumandanı, Irak tarafından Musul ve Erbil mutasarrıfları; mahallî bilgilerin ve acil tebligatın teatisi için Türkiye tarafından vâlilerin uygun görmesi ile tayin edilecek memurlar; Irak tarafından Zaho, kaymakamı; İmâdiye, Zibar, Revanduz kaymakamlarıdır.

Türkiye ve Irak hükûmetleri gerek on üçüncü maddede zikrolunan Dâimi Hudut Komisyonu marifetiyle ve gerek siyasî yolla birbirini haberdar ederek, idarî sebeplerden dolayı yetkili memurların listesini değiştirebileceklerdir.

Madde 12: Türkiye ile Irak memurları diğer taraf uyruğundan olup, kendi toprakları üzerinde bulunan aşiret beyleri, şeyh veya öteki azaları ile resmî veya siyasî mahiyete sahip her türlü haberleşmeden kaçınacaklardır. Taraflar sınır mıntıkasında diğer devlet aleyhine yönelmiş hiçbir propaganda teşkilâtına ve topluluğuna izin vermeyeceklerdir.

Madde 13: Antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasını kolaylaştırmak ve genellikle sınır üzerinde iyi komşuluk münasebetlerini sürdürmek üzere zaman zaman Türkiye ve Irak hükûmetleri tarafından karşılıklı olarak tayin edilecek, eşit sayıda memurlardan mürekkeb bir “Dâimî Hudûd Komisyonu” kurulacak ve en az altı ayda bir kere ve durum gerektirdiği takdirde daha sık olarak toplanacaktır. Sıra ile Türkiye ve Irak’da toplanacak olan bu komisyon, antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasına müteallik işleri ve ilgili sınır mıntıka memurları arasında anlaşmazlığa sebebiyet veren, diğer her türlü sınır meselelerini dostça çözmek vazifesiyle mükellef olacaktır. Komisyon bu antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihi takib eden iki ay zarfında ilk olarak Zaho’da toplanacaktır.

ÜÇÜNCÜ FASIL
Ahkâmı umumiye
Madde 14: Her iki ülke arasında ortak çıkarlar sahasını genişletmek maksadıyla, Irak Hükûmeti bu antlaşmanın yürürlüğe konulması gününden itibaren 25 sene müddetle, 14 Mart 1925 tarihli İmtiyaz Mukavelenamesi’nin 30.maddesi mucebince “Turkısh Petroleum Kumpanyası”ndan, petrol ihraç edebilecek olan şirketlerden veya şahıslardan, teşkil edilecek olan muavin şirketlerden sağlanan gelirlerin %10’unu Türkiye Hükûmeti'ne ödeyecektir.

Madde 15: Türkiye ve Irak, dost devletler arasında geçerli bir “suçluların iadesi” antlaşması yapmak üzere açık müzakerelere girişmeğe karar vermişlerdir.

Madde 16: Irak Hükûmeti kendi ülkesinde ikamet eden şahısları bu antlaşmanın imzasına kadar Türkiye lehindeki düşünce ve siyasî hareketlerinden dolayı tedirgin etmemeği ve onlara en geniş manada bir genel af tanımayı taahhüd eder.

Bu konuda verilmiş mahkeme kararlarının hepsi geçersiz kabul edilecek ve sürdürülmekde olan bütün kovuşturmalar durdurulacaktır.

Madde 17: Bu antlaşma tasdiknamelerin teatisinden itibaren yürürlüğe girecektir. Antlaşmanın ikinci faslı antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on sene müddetle yürürlükte kalacaktır.

Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki sene sonunda taraflardan her biri söz konusu faslı kendi açısından feshetmek hakkına sahip olacaktır. Keyfiyet, feshin bildirildiği tarihten itibaren bir sene sonra geçerli olacaktır.

Madde 18: Bu antlaşma taraflarca tasdik edilecek ve tasdiknameler süratle Ankara’da teati edilecektir. Antlaşmanın tasdiklenmiş suretleri Lozan Antlaşması’nı imza eden devletlere gönderilecektir.

Ankara'da 5 haziran 1926 tarihinde üç nüsha olarak tanzim edilmiştir.
İmza İmza
Dr. Tevfik Rüştü R.C.Lindzey
(Mühür) (Mühür)
İmza: Nuri Sait (Mühür)

EKLENMİŞ

Türkiye ile Irak arasındaki hudut

MADDE 1

Türkiye ile Irak arasındaki hattı hudut Cemiyeti Akvamın 29 teşrinievvel 1924 tarihli içtimaında takarrür etmiş olan güzergâha tevfikan berveçhi zir sureti katiyede tâyin edilmiştir:

Dicle nehri ile Habur çayının noktai iltikalarından bed ile Habur çayının hattı mutavassıt veya Talvegin'i takiben mezkûr çayın Hazil çayı mültekasına kadar;

Siyomez'den geçen çay mültekasının membaına doğru üç kilometrede kâin bir noktasına kadar Hazil çayının hattı mutavassıt veya Talveği;
Bu noktadan itibaren sıyomezden geçen çay kolu havzasının şimalindeki tepeye kadar şarka doğru giden bir hattı müstakim;

Bu havzanın şimalindeki tepeden Bilâkiş dağına kadar;
Bu noktadan itibaren Bayco çayının Robozak'taki kolunun menbaına kadar;
Bu çay ile Robozak'ın şark-cenubu şarkisindeki 6834 rakımından inen çayın Robozak'ın cenubunda kâin mülteka kısmına kadar;

6834 rakımlı tepeden şimal-şarkı şimalisindeki boğaza kadar bir hattı müstakim;

şark istikametini takiben bu boğazdan inen küçük çay Talveği'nin Habor çayı ile noktai iltikasına kadar;

Habor çayı mansabına doğru tahminen bir buçuk kilometre boyunca mezkûr çayın Aroş ve Ceramos mıntakasından inen bir çay ile iltikasına kadar;
Bu çayı takiben, Kâşure'den gelen çayı şimalde bırakarak birincisi Ceramos'tan ve ikincisi Aroş'tan inen iki mühim kolun yekdiğeriyle telâkisine kadar;

Bu mültekadan bâlâda mevzuubahis olan iki kolun arasındaki suların hattı taksimi üzerinde 6571 rakımına şarka müntehi olan bu vadi Talveği;
Evvelkinin şarkında kâin 9063 rakımına kadar bu hattı taksimi meyah ve sonra Lizen çayı havzasının cenup tepesiyle Ceramus'tan gelen kol havzası ve tepesinin noktai telâkısine kadar;

-Ora-dan inen zap çayı kolu havzasının şimal tepeleri boyunca bu sonuncu tepe hattı;

Özkaya'nın tahminen iki kilometre garp-şimali garbisindeki tepesine kadar;
Özkaya'nın kurbunda ve şimali şarkisinde kâin bu zirvenin Zap kolunun membaına kadar bir hattı müstakim;

Zap çayına kadar bu kolun mecrası;

Zap çayını mansabına doğru takiben Bayçoka'nın bir kilometre cenubunda kâin bu noktaya kadar;

Bebehi'nin cenubundan ve (Çal) ın şimalinden geçen çay havzasının cenup tepesine kadar şark istikametinde,
Berican'dan geçen Zap kolunun cenup hattı bâlası boyunca imtidat eden ve (şilok) un garp-cenubu garbisinde Avmarek'in menbaına yakın bulunan noktaya kadar bir hattı müstakim;

İşbu menbaa kadar bir hattı müstakim;
Bu membadan (Avmarek) in garbi kolu, (Kesrik) ve (Nervek) arasındaki boğaza inen küçük çay mültekasına kadar, Bu küçük çay kendi menbaına kadar, Mültekası Nervek şimalindeki Avmarek'in şark kolundan müteşaip suya kadar en kısa mesafe; Bu su kendi mansabına kadar; Bu mültekadan Avmarek ile Rudbarşin sularının ayrıldığı hattı balâya olan en kısa mesafe; Bu hattı balâ, şeh Muammer kurbunda ve şimalinde bu çaya akan Rutbarşin kolu membaına en yakın olan noktaya kadar; Bu membaa kadar bir hattı müstakim; Balâda zikrolunan kol-de-nin bir az cenubunda ve çayın mansabına kadar mansabına doğru akan Rutbarşindir; Bu çay kendi membaına kadar; Bu membadan Rutbarşin ve (Herki) nin şark ve kurbundaki şemsi Dinan kolu sularını ayıran hattı balâya kadar en kısa mesafe; Bu noktadan işbu kolu besleyen en yakın çaya en kısa mesafe;
Bu çay ve maruzzikir kol şemsidinan suyuna kadar; Bu mültekadan şemsidinan suyu havzasının cenubi tepesine en yakın mesafe; Bu tepe (Boyah) ın şark ve kurbunden geçen Hacıbey çayı ve kolunun beynindeki zirve hattiyle tekatu noktasına kadar; En kısa bir hattı müstekim üzere Hacıbey çayına kadar uzayan bu tepe hattı; Hacıbey çayı membaına doğru Iran hududuna kadar.

İngiltere Sefiri Sir Ronald şarl Lindzey ve Irak Murahhası Nuri Sait Paşa taraflarından Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Beyefendiye yazılan 5 haziran 1926 tarihli notanın tercümesidir:

Bugün beynimizde imza edilen muahedenin on üçüncü maddesine atfen şunu beyan ederiz ki bu muahedenin mevkii meriyete vaz'ını takip eden on iki ay içinde Türkiye Hükümeti mezkûr maddede mevzuubahis olan aidattaki hissesini sermayeye tahvil etmek arzusunda bulunduğu takdirde Irak hükümetini arzusundan haberdar edecek ve mezkûr hükümet ihbarı vâkıı takip eden otuz gün zarfında bu maddenin tamamii ifası zımnında Türkiye Hükümetine beş yüz bin Ingiliz lirasi tesviye edecektir.

Diğer taraftan şurasıda mukarerdir ki Türkiye Hükümeti mezkûr aidattaki menafiini evvel emirde Irak Hükümetine bir tarafı salisin tediyeye âmade olabileceği fiattan daha yüksek olmamak üzere mübayaa etmek fırsatını vermeksizin elinden çıkarmamağı taahhüt eyler.

Teati edilen işbu notaların bugün imza edilen muahedenin cüz'ü mütemmimini teşkil ettiği takarrür etmiştir. Bu vesile ile ihtiramatı faikamızı tecdit ederiz.

5 haziran 1926
Lindzey Nuri Sait

Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Bey Efendi tarafından Ingiltere Sefiri Sir şarl Lindzey Cenablarına ve Irak Murahhası Nuri Sait Paşaya yazılan müttehidülmeal mektupların tercümesidir:

Aramızda bugün İmza edilen muahedenin on dördüncü maddesine atfen berveçhizir vukubulan beyanatınızı havi olarak bugünkü tarihli gönderdiğiniz notayı ahiz ve senet ittihaz ettiğimi arzederim.

Bu muahedenin mevkii meriyete vaz'ını takip eden on iki ay içinde Türkiye Hükümeti mezkûr maddede mevzuubahis olan aidattaki hissesini sermayeye tahvil etmek arzusunda bulunduğu takdirde Irak Hükümetini arzusundan haberdar edecek ve mezkûr Hükümet ihbarı vâkıı takip eden otuz gün zarfında bu maddenin tamamii ifası zımnında Türkiye Hükümetine beş yüz bin Ingiliz lirası tesviye edecektir.

Diğer taraftan şurası da mukarrerdir ki Türkiye Hükümeti mezkûr aidattaki menafiini evvel emirde Irak Hükümetine bir tarafı salisin tediyeye âmade olabileceği fiattan daha yüksek olmamak üzere mübayaa etmek fırsatını vermeksizin elinden çıkarmamağı taahhüt eyler.
Teati edilen işbu notaların bugün imza edilen muahedenin cüz'ü mütemmimini teşkil ettiği takarrür etmiştir.
Dr. T. Rüştü
_________________
 
 
_
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Lütfen sitemizden aldığınız tüm konuları KAYNAK gösteriniz...
http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=3565
 

Ne zaman öleceğimiz önemli değildir, önemli olan nasıl ve nerede öleceğimizdir
Şamil BASAYEV

'Zoru hemen başarırız, imkansız ise biraz zaman alır'<O>



TÜRK BİRLİĞİNE İNANIYORUM, ONU GÖRÜYORUM!. GAZİ MUSTAFA KEMAL